Aletha Solter ile Ağlamak Üzerine – I*

* Bu yazıyı 2012’de yazmıştım. Kızım Ela, Aletha Solter’in öncüsü olduğu ‘farkındalıkla ebeveynlik – aware parenting’ içgüdümle büyürken, Ağlama üzerine başka yazılar da yolda.

Hamileliğimde bana Aletha J. Solter’in ‘Bilinçli Bebek’ kitabını tavsiye eden, beni böylelikle Aletha ile tanıştıran Psikolog Nilüfer Devecigil’e sevgiyle.

Valla bebeklere gıpta ediyorum.

Şöyle bağıra çağıra, hatta böğüre böğüre, kendini yerden yere vura vura, ağlamak, bunu istediğin sıklıkta, istediğin yerde, istediğin saatte yapmak müthiş, m-ü-t-h-i-ş, bir rahatlama olsa gerek.

Yazarken bile gıpta ediyorum.

Büyük dünyası denen uydurma dünyada ağlamak neden ayıp ki? Ağlamak derken, iki damla nazik gözyaşı akıtmaktan bahsetmiyorum. Bebekler, çocuklar gibi, ‘gerçekten’ ağlamayı kastediyorum.

Gündelik sıkıntılarda kendini tutmaları geçtim. Hakikaten öyle uydurma bir dünyamız var ki, artık, biz ‘büyük’lerin, sevdiklerimizin cenazesinde bile ağlamamız saklambaçta, içimize, ya da becerebilmişsek dışarıya akıttığımız gözyaşlarımıza, kocaman gözlüklerimiz kamuflaj.

Bir de ağlamakla ilgili naçizane seksist deyimlerimiz var, ‘erkekler ağlamaz’ aralarında en masum olanı herhalde. Seksistlik olmazsa olmazımız, hiç girmeyeyim bu sulara, çıkamam büyük ihtimal. Anlayın işte, kadın – erkek ağlamamız yasak. Erkeklere biraz daha yasak.

Ama bebekler ağlıyor.

Bazısı çok, çok, çok ağlıyor, bazısı daha az, ama, bildiğin, ağlıyorlar.

Ağlamakla ateşkes yapmamış ana-babalar olarak bizler, bu güzelim, bu canım, bu çok değerli ağlamayı durdurmak için türlü çareye tutunuyoruz. ‘Ağlama’ demeler, ‘ağlayacak birşey yok’ demeler, ağlamamayı özendirmeler, meme – emzik vermeler, ‘aaa bak kuş uçuyor’ gibi dikkat dağıtmalar, (içim parçalanarak) cezalandırma – kızma – bağırmalar, utandırmalar, odasına gönderip ‘ağlaman bitince gel’ demeler, tehdit etmeler, sevgimizi bir süre göstermemeler, (düşünmek bile istemediğim) şiddet içeren diğer her türlü istismar. Bildiğiniz işkence yani.

Kocanıza/annenize, birşeye çok kızdığınızı/üzüldüğünüzü/sinirlendiğinizi anlattığınızda, ‘canım çok abartıyorsun’ cümlesinin bayıklığı, sinir bozuculuğu, dayanılmazlığını alın, çarpın binle, herhalde öyle birşey. Mutlak aşkı, annesinin, ya da cancağızı babasının, onun duygusunu yok sayması. Başka bir kelime yok, dediğim gibi, bildiğiniz işkence.

Halbuki ağlamak, bebekler/çocuklardaki stres salma yöntemlerinden biri. En iyi bildikleri yöntemlerden biri. Şifa buldukları limanlardan biri. Bedenen çok iyi bildikleri bu limanı, bizim uyduruk dünyamızda yeri yok diye, tu kaka’lıyoruz. Bayılıyorum bu büyük dünyamıza, külliyen uydurma bir dünyamız var maalesef.

Geçenlerde, bir arkadaşım, 3.5 yaşındaki kızı Cansu ile beraber, havuza gitmişler. Gerisini aynen aktarıyorum: Cansu soyunma odasında ona getirdiğim havluyu beğenmeyip havuz sonrası yorgunluğu da üstüne gelince ağlamaya başladı. Sonrasında konuştuk, anlaştık, giyindik ve dışarı çıktık… Tam çıkışta koltuklarda Ekin’i (eşi) beklerken yanımızda bir kadın da duruyordu. “İçeride ağlayan sen miydin?” diye sordu Cansu’ya. Cansu şaşkın şaşkın bakmaya başladı. “Ağlama, bak, bir daha seni buraya almazlar yoksa” dedi. Sonra da ben Cansu’ya “Ağlamak yanlış değil, üzüldüğünde, sıkıldığında bunu ağlayarak anlatabilirsin istersen, merak etme“ deyince; “Aslında o kadar da sert değilimdir ben” dedi. Kendi bile şaşırdı galiba ağzından otomatik çıkanlara. Hatta “ben şaka yapmıştım” dedi. Ben de “o bunu şaka olarak görmüyor” dedim. Bu sırada Cansu parmakları ağzında arkama saklanıyordu, stresten.

(Öncelikle kendi çocuğunu bırakıp başkalarının çocuğunu ‘terbiye etmeyi’ kendinde hak gören genlerimize şapka çıkarıyorum.) İşte, bu, tamamen uydurma – büyük dünyalının tepkisi. Ağlamayı ne zaman, kimler ayıp kıldı? Artık günlük hayatımızın kanıksanmışlarından, birbirimizden ‘günaydın’ı, ‘teşekkür ederim’i esirgeme, hadi onu geçtim, birbirimize bağırma (mesela trafikte), küfretme, başka binbir sevgi yoksulu aksiyon dururken, canım ağlamaya neden takmış vaziyetteyiz?

Aletha çalıştayında inatla soruyor, ‘Çocuğumuzun ağlaması bize neyi hatırlatıyor?’ Neyi, hangi durumu? Kadıncağız, önce kendinizi çözün, mümkünse iyileştirin diyor kısaca.

Ben, belki bir adım öteye giderek, büyükler olarak, ağlamakla ateşkes yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

Şöyle bir ağlayalım yeteri kadar. Koyalım gitsin. Gittiğim onca aile dizimi seansından biliyorum, herkes şaldır şuldur ağlayabiliyor kendini koyabilse, ve bu çok, çok rahatlatıcı birşey.

Ağlamak utanılacak birşey değil.

Ayıp değil.

Gülmemiz, kahkaha atmamız, somurtmamız, konuşmamız, ne bileyim, pırt yapmamız, sevişmemiz, ne kadar doğalsa, ağlamamız da o kadar doğal.

Biz de aynı bebekler gibi, gün içinde sınırsız stres faktörü ile karşılaşıyoruz. Sabah kalkıyoruz, evdeki yardımcıya sinirleniyoruz, trafikte canımız sıkılıyor, işe gidiyoruz, işte birine – birşeye takılıyoruz, kocamıza bir sebepten ayrı uyuz oluyoruz, her gün olmasa da, birçok gün, patlamaya hazır bombayız. Belki yoga yapıyoruz, bir iki kadeh şarap içiyoruz, kocamıza çatıyoruz, ablamıza çatıyoruz, yetmiyor annemize çatıyoruz. Ona, buna, berikine saldırıyoruz. Ağlamıyoruz. Kesinlikle ağlamıyoruz. Bedenimizin otomatik bildiği şeyi bastırmışız, kalbimizden topuğumuza doğru. Ağlamayı az az cenazelere, mutluluklara –ki o da nazik damlacıklarla- daha ‘farkında’ olanlarımız, aile dizimlerine saklamışız.

Olağanüstü durumlara yani.

Normalimizde ağlama yok.

Aletha Solter, çalıştayında bize, kırık kurabiye fenomeni diye adlandırdığı birşey anlattı. Çocuk bütün gün, anaokulunda arkadaşının dediğine, öğretmeninin yaptığına, ona, buna, türlü şeye üzülüyor, sıkılıyor, yani, stres oluyor. ‘Okul nasıldı?’ diyorsunuz. ‘İyi’ diyor, bırakıyor, daha fazla konuşmuyor. Yemek yiyor, yemekten sonra kurabiye istiyor, ve kavanozdaki kalan son bir tek kurabiyenin de kırık olduğunu görünce, kelimenin tam anlamıyla, krize giriyor. Ağlıyor, tepiniyor, öfke nöbetinin en alasını yaşıyor.

Bu ve benzeri durumlarda eğer içimizden bilemiyorsak, zorla hatırlamamız gereken ilk şey, ağlamanın ya da öfke nöbetinin kesinlikle kötü davranış biçimleri olmadığı. Bilakis, bebeğin/çocuğun stresle başetme yötemlerinden, ve de iyi bildiği yöntemlerden biri olduğu.

Bu sebeple spontan ağlamanın gerçekleşmesini izin vermemiz gerekiyor.

Benim naçizane görüşüm, önce kendimize bakalım.

Ağlamayla ateşkesi yapalım artık.

Kendi ateşkesimizi yapalım, bebeklerimize rahat bir nefes aldıralım.

Biz istediğimiz gibi ağlayalım, bebeklerimiz de istedikleri gibi ağlasınlar bırakalım.

Bir bırakalım.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.