Beden kendi şifasını bulur.

Yeter ki izin verelim.

Her gün okul dönüşü babamı aradığım, analog, nefti yeşili telefon çaldı. Babamın vefat haberi evdeki kalabalıktan birine söylendi. Bedenim soğuk bir havada, soğuk bir duşun altındaymışım gibi titremeye başladı.

Yoga ve meditasyon hocam David Cornwell, eğitiminde bize bir kutup ayısının helikopterden iğne atışı yapılmak suretiyle bayıltılması üzerine bir video gösterdi. Kutup ayısı, helikopter tarafından takip edilirken kaçmak için var hızıyla koşuyor. Helikopterden anestezi iğnesi atışı yapılıyor, kutup ayısı bayılıyor. Helikopterle takip edilmek ve de anestezi iğnesi kutup ayısı için çok stresli bir tecrübe. Bayıltılan ve yerde sırt üstü yatan kutup ayısı uyanmadan önce, bütün bedeni tir tir titremeye başlıyor ve titremenin akabinde de üç kere derin derin nefes alarak yarım kalmış travma çıkışını tamamlıyor. MacLean’in “Üç Beyin” teorisindeki üçlüden, düşünen neokorteks beynin değil de, temelde fiziksel olarak hayatta kalmayla görevli sürüngen beynin hüküm sürdüğü doğada, titreme çok büyük bir nimet. Hayvanlar titreye titreye, varsa tamamlamadıkları travma sürecini tamamlıyorlar.

Babamın beklediğim ölüm haberini aldığımda da büyük ihtimalle, kendimi sürüngen beynime bırakmaktan başka birşey gelmedi elimden. O anki travmamı bedenimden kutup ayısı gibi titreyerek attım. Bedenim aynı tepkiyi, farklı dönemlerde, bir arkadaşım psikiyatri kliniğine yattığında, karnımdaki ilk bebeğimi kaybettiğimde kürtaj için ve sabaha karşı apar topar doğum yapmam gerektiğinde sezaryen için ameliyathaneye girdiğimde de verdi. Kontrolsüz, zangır zangır titreme. Şifanın kendisi. Korkunun ‘Hadi canım, rahatla biraz’ gibi bedenle bağ kuramamış, bu yüzden de hiçbir zaman hiçbir işe yaramayan o cümleyle geçiştirilmesindense, var olmasına olanak verildiği, travmalaşmadan geçip gittiği sıvı ve çekilir ve hatta zevkli hali.

İkisini ayrı tutmuyorum gerçi ama farkındalıkla ebeveynlik felsefesindeki ağlamayı yogamdaki titremeye benzetiyorum – ağlamak da bedenin bir stres salınımı ve travma şifa araçlarından biri. Belki tahammül edilebilir olanı, daha naziği. Bedenin, yani hayatın vuku bulduğu şeyin zangır zangır kontrolsüz titremesi, neokorteks beyni tam gaz çalışan yetişkin için kabul edilemez bir durum. Olanın kontrolsüz bir şekilde olduğu, yüzeyde çok yabancı ama özünde çok tanıdık bir hal. Çocuklarımızın ağlaması işte o kabul edilemez ve ‘çirkin’ titreme gibi bedenin şifası. Aletha J. Solter, “Çocuğunuza Kulak Verin*” adlı kitabının muhtelif yerlerinde ağlamanın biyolojik ve kimyasal olarak bedenden stresi nasıl dışarı attığını belgeleyen çalışmalardan bahseder. Aşağıda aynı kitabından alıntıladığım paragraf da bu açıdan faydalı bir özet:

“St. Paul-Ramsey Tıp Merkezi’nde çalışan biyokimyaci Dr. William Frey, insan gözyaşının kimyasal içeriği üzerinde yaptığı araştırmada duygusal nedenlerle dökülen gözyaşı içeriğinin, soğan doğramak gibi nedenlerle tahriş sonucu dökülen gözyaşının içeriğinden farklı olduğunu bulmuştur. Bu bulgu, ağladığımızda çok özel birşey olduğunu gösteriyor. Dr. Frey, duygusal nedenlerle ağlamanın, idrar yapmak ya da dışkılamak gibi atık maddelerden kurtulma amacını taşıdığını iddia ediyor. Gözyaşlarıyla vücudumuzdan atılan maddeler, özellikle ACTH (adrenokortikotrop hormonu) ve katekolaminler stres sonucu biriken maddelerdir. İnsan gözyaşında, vücutta çok birikirse sinir sistemi üzerinde toksik etkileri olabilen manganez de bulunmuştur. Dr. Frey bu bulgulardan, “gözyaşlarımızı baskıladığımızda çeşitli fiziksel ve psikolojik sorunlara olan yatkınlığımızı artırdığımız” sonucunu çıkarıyor. Yetişkinlerin ağlama davranışı üzerine yaptığı araştırmaların sonucunda, çoğu kez iyice ağlayan yetişkinlerin kendilerini daha iyi hissettiklerini bildirdikleri bulunmuştur. (Frey ve Langseth, 1985)”

Farkında ebeveynlik felsefesinde, ağlamak zayıflık değil, bilakis güç ve sağlık belirtisi. Çocukların ağzına emzik, meme ya da yemek vererek, onların dikkatini dağıtarak, konuyu değiştirerek ya da sözlü şiddet (fiziksel şiddet zaten ayrı bir konu) uygulayarak ağlamalarına yapılan her müdahale, onların içgüdüsel şifa yollarını tıkıyor. Çocukların hayatla sağlıklı, doğal ve akışkan ilişkisine tecavüz ediyor. Maalesef bizler de günlük yaşamda çoğunlukla bedenimizden kopuk bir halde olduğumuzdan, anne-babalar olarak bu tecavüze çok kolay, neredeyse refleks olarak yelteniyoruz.

Çocuklar bedenleriyle yaşıyorlar, bırakalım böyle devam etsin.

Ağlamalarına izin verelim.

*orijinal adı: Helping Young Children Flourish
@Aletha J. Solter, 1989
Doğan Kitap
İngilizce aslından çeviren: Ayşegül Cebenoyan

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.