Yalanlarınızla Çay – Kahve İçmeye var mısınız? Ya çocuklarınızınkiyle?

Şöyle bir şey düşünün: Tehlikedesiniz. Yalnız başınıza yürüdüğünüz ıssız sokakta, arkanızdan adımlarını hızlandırarak size yaklaşan kötü niyetli bir adam var. (Yazıyı okuyan erkekler de kadın olduklarını ve bu tehlikeyi hayal edebilirler – iyi olur hatta.) Amigdalanız hipotalamusa yalandan bir sinyal gönderiyor, ‘Her şey güllük gülistan, güvendesin.’

Beyninizdeki hipotalamus da bu yalan sinyali böbreküstü bezler aracılığıyla sempatik sinir sistemine aynen kopyalıyor: ‘Şu an daha güvenli bir yerde olamazdın.’

Böbrek üstü bezler kan dolaşımına yaydıkları epinefrin hormonuyla yalanı devam ettiriyorlar: ‘Problem yok, her şey kontrol altında’.

Epinefrin kana karışınca bedende hiçbir fizyolojik değişim olmuyor:

Ne kalp atışı hızlanıyor; ne nefes sıklaşıyor; ne duyulardaki keskinlik artıyor; o adam yokmuşçasına sulardan serin hayatınız devam ediyor.

Böyle mi oluyor? Hayır. Sinir sistemimiz böyle bir durumda bize yalan söyleyebiliyor mu? Hayır.

Bilakis tehlike anında sinir sistemimiz stres tepkisini otomatik olarak en doğru şekilde ortaya koyuyor ve savaş-kaç-don tepkilerinden en uygun olanıyla da strese tepki veriyor. Misal: O adamdan kaçmak için koşmaya başlıyoruz; bizi yakaladıysa onunla mücadele ediyoruz; mücadele edemiyorsak ve bize zarar veriyorsa da belki donarak o zaman zarfında olan bitenle ilişkimizi bir süreliğine kesiyoruz.

Ama yok hayır, o adam arkamızdan gelirken, sinir sistemimiz bize ‘güvendesin’ mesajıyla yalan söyleyemiyor. Hiçbir zaman.

Peki yalanı kim söylüyor? Sinir sistemimiz yekpare bir sistem, ama anlayabilmek için parçalara ayıracak olsaydık – sinir sistemimizin  yalancı parçaları mı var? Ya da bazen yalancı olan parçaları? Bu dahi sistem yerine göre dürüst yerine göre yalancı olabiliyor mu?

Evet şu da var ki sinir sistemimiz bilinçli ve bilinçsiz olarak bir şeyler uydurabiliyor. Bu, bazen iyileşmemiş travmalar sebebiyle stres tepkisini gereksiz yere tetikleyecek bir tehlike bularak da oluyor (yani tehlike yokken tehlike varmış yanılsamasıyla); bir yere geç kaldığımızda ‘çok trafik vardı’ bahanesini öne sürerek de (belki özensizlik, belki hasta bir aile ferdinin son dakika çıkan acil durumu saklamak amacıyla).

E peki sinir sistemi bir bütünse, ve bütün parçalar aynı zekaya haizse – ya da bir adım ileri giderek bütün parçalar aynı zekanın tezahürü ise – o zaman ‘yalan’ da fizyolojik bir gereklilik olabilir mi? Stres tepkisini tıkır tıkır işleten dahi sistem, yalanı da fizyolojinin ‘iyiliği’ için işletiyor olamaz mı?

Çocuğumuzda zorlayıcı davranışların altında hep bir ihtiyaç yatıyor. Bu ihtiyacı anlamadan da davranışı değiştirmeye çabalamak hiçbir zaman sonuç vermiyor. Çocuğumuzun davranışla kamufle edilmiş ihtiyacı gibi biz yetişkinlerin yalanları da bir ihtiyacı karşılıyor diye düşünüyorum. Bizler için yalana odaklanmak yerine yalanın altındaki ihtiyacı anlamak mümkün mü?

Yalanlarınızı karşınıza alıp onlarla bir çay – kahve içtiğimizi düşünün. Sadece bizler ve yalanlarımız – baş başa. Bizi yargılayacak kimseler yok, kendi iç kritiklerimizin de işi çıkmış, gelmemişler, yani ger-çek-ten yargılayacak kimsecikler yok. Yalanlarla onları ne zamanlar çağırdığımızı samimiyetle, apaçık konuşuyoruz:

Yüzleşmekten çekindiğimiz zamanlarda mı?

Haksız olmak istemediğimizde mi?

Konfor alanımızdan dışarı çıkmak zor geldiğinde mi?

Karşımızdakini kırmaktan çekindiğimizde mi?

Kaybetmek istemediğimizde mi?

Kırılmak istemediğimizde mi?

Sevilmeyeceğimizden korktuğumuzda mı?

Gerçeği söylersek anlaşılmayacağımızı düşündüğümüzde mi?

Gerçeği söylersek yargılanacağımızı düşündüğümüzde mi?

İç kritiğimiz bir sebepten bize olanın gerçek yerine yalan halini layık gördüğünde mi?

Bunları kendimizde araştırmaya başlayınca çocuğumuzun yalan söylediği zamanlar verdiğimiz tepki de daha farkındalıklı olabilmeye başlıyor. Çocuğumuzun yalanına odaklanmak yerine, o yalanın altındaki ihtiyacı fark edince de, yalanı tetikleyen ihtiyacı giderebilmek ve yalanın olmadığı bir ilişki mümkün olabiliyor. Şunu unutmayalım ki çocuğumuzun yalanları da tabii ki bir ihtiyacı karşılıyor. Aynen kendimizinkiler gibi.

Kendi yalanlarımızla çay – kahve içmeden çocuklarımızınkilere tavır almak hem ikiyüzlülük hem de maalesef beyhude; her zamanki gibi, asıl işe yarayan önce kendimize bakmayı becermekte yatıyor. Hadi o zaman bir zahmet…

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.